Megakentler

Categories: Dialogue Snapshots - TR

Diyalog toplantısının raporunu okumak için tıklayın.

Birleşmiş Milletler Dünya Kentleşme Beklentileri 2018 raporu, nüfusu 10 milyondan fazla olan şehirleri ‘megakent’ olarak tanımlıyor. Bu tanıma göre, dünya üzerindeki megakent sayısı 1990’da 10 iken, 2030 yılında tahminen 43 olacak ve megakentler dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 9’una ev sahipliği yapacak. Beş kıtaya yayılan megakentler, kapsamı farklı olabilen ancak özünde herkesi ilgilendiren sayısız ekonomik, demografik ve çevresel zorlukların yanı sıra fırsatlar da barındırıyor. Bu bakımdan megakent fenomeni, uluslararası diyalog ve kültürlerarası işbirliği için güncel bir konu.

BM’nin tanımladığı mevcut megakentlerden altısı Müslüman çoğunluklu ülkelerde, ikisi de Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunuyor. Bu megakentler, farklı ülkeleri ve kentsel kültürleri, ayrıca farklı ekonomik ve insani kalkınma seviyelerini temsil etmelerine rağmen birkaç ortak özelliğe sahip. Ekonomik güç ve çekim merkezi olma potansiyelleri sayesinde sakinlerine refah, çeşitlilik, yenilik; işletmelere ise yatırım ve büyüme fırsatları sunuyor. Hepsi, hızlı büyümeye eşlik eden aşırı kalabalıklaşma, kaynak kıtlığı ve yönetimi, ve sosyal eşitsizlik gibi zorluklarla karşılaşıyor. Hollings Center, megakentlerdeki fırsatları ve zorlukları tartışmak için Temmuz 2019’da Endonezya’nın Jakarta şehrinde bir diyalog konferansı düzenledi. Diyalog, Bağdat, Dakka, İstanbul, Jakarta, Kahire, Lahore, Los Angeles ve New York’tan araştırmacıları, şehir plancılarını, belediye yetkililerini, gazetecileri, mimarları ve çevrecileri bir araya getirdi. Diyalog katılımcıları, üç günlük toplantıların sonunda, şu sonuçlara vardılar:

  • Megakent tanımı, nüfus, yoğunluk veya coğrafi boyut kriterleri ile sınırlandırılmamalıdır. Megakentler, kendi ülkeleri ve dünya üzerinde geniş kapsamlı etki yaratan önemli kültürel, ekonomik ve altyapısal fenomenler olarak ortaya çıktı. Megakentlerin yarattıkları sorunların ve sundukları fırsatların daha iyi değerlendirilmesi için daha fazla teorik analiz ve daha kapsayıcı bir tanım gerekir.
  • “Küresel Kuzey” ile “Küresel Güney” megakentleri, sorunlarıyla mücadelede kullanabilecekleri kaynakların türü ve miktarı bakımından birbirinden farklılaşır, bu da uygulanan çözümleri değiştirir. Buna rağmen, kültürel duyarlılıkları da gözeterek, birbirlerinden öğrenebilecekleri çözümler de mevcut. Yine de megakentlerin sorunlarını ‘küresel Kuzey-Güney’ ekseninde basite indirgememek önemlidir. Her zorluğun kapsamı, önceliği ve çözümü şehirden şehre değişir.
  • Sağlıklı ve canlı bir megakent, insanların, fikirlerin ve kaynakların sağlıklı akışına bağlıdır. Şehir merkezinden şehrin çevresine düzenli bir gidiş-geliş, şeffaflık ve fırsat yaratabilir. Ancak, bu akış sekteye uğrarsa, altyapının bozulması, her kademeye yayılan yolsuzluk, sosyal stres ve ekonomik eşitsizlikler gibi olumsuz sonuçlar doğabilir.
  • Gelişen bir megakent, önemli miktarda su, enerji ve yiyecek gerektirir. Bu girift kaynak ağına olan yüksek talebin yol açtığı zorlukları başarılı bir şekilde ele almak, sadece sosyal eşitliği arttırmakla kalmayacak, aynı zamanda çevresel zorlukları ele almak için daha verimli sistemler de yaratacaktır.
  • Megakentler arazi kullanımı, sağlık, barınma ve ulaşım konularında iyi yönetişim gerektirir. Hükümetler ve vatandaşlar arasındaki iletişimin daha şeffaf olması için yeni teknolojik uygulamalar kullanılabilir.
  • Kültürel mirası korurken kentsel gelişmeyi engellememek, tarihi ve kültürel dokuyu bozmadan kent planında yeniliklere açık olabilmek, kent sakinleri ile yerel yöneticilerin iyi iletişimini gerektiren, hassas bir kamusal tartışma konusu. Ancak böyle tartışmalar çoğu megakentte yapılmıyor. Tarihi ve kültürel miras, bir şehrin imajını ve kimliğini yansıtmak için kullanılabilir. Ancak, toplumun ihtiyaç ve çıkarları ile kültürel, tarihi, doğal koruma arasında denge kurmak önemlidir.

Diyalog toplantısının raporunu okumak için tıklayın.